25 Temmuz 2015 Cumartesi

zaaf

Gelme üstüme geçmişim. Zaafım var, en kırılgan yerinden tutma bileklerimin.Kırılıp düşebilir parmaklarım avuç çizgilerine.
Kenan'a...
https://www.youtube.com/watch?v=8jOGyCg-Lqw

1 Haziran 2015 Pazartesi

ADI : YAMAN

Hayatımda bu deli duyarsız bir şehir görmedim. Buradaki tüm insanlar adeta üç maymunu oynuyor.Evet Adıyaman...Öfke duyulacak kadar duyarsızsın.Yanı başında hayvanlar açlıktan ve bir yudum su bulamamaktan acılar içinde kıvrana kıvrana ölüyor.! Hem de koca bir parkın orta yerinde.Hem de herkes orada, bir iki metre yakınındayken.Hem de karşısında 5-6 tane lokanta varken ve o ordakiler lanet olası hortumla saçma sapan bir şekilde yerleri sularken bir kaba su koymazken...
Kucağıma alıp ordan oraya taşıyıp bir yudum su istediğim yavru köpek için sanki komedi çeviriyormuş gibi bakıp gülenler...Kaç tane veteriner aramama rağmen koltuğuna gömülüp kavlamayanlar...O hayvanların hesabı sizin vicdanınızdan ödenecek. Bir daha buraya yolum düşmez inşallah...
resimtemsilidir

9 Aralık 2013 Pazartesi

YANSIMA 2

 
Oturdum. Uzun uzun düşündüm. Uzun uzun düşünmeme neden olanlar için üzüldüm. Üzülmenin de ötesinde, sanki birileri içimde önce kibrit çaktı, sonra o kibriti zaten yanan büyük bir yangının ortasına fırlatıp aldanmama neden oldu. Bu yangın, yalnızca kendini ısıtıyor, kendini eğlendiriyor. Duvarlarımı eritiyor, beynimin içine yankı yapıyor. Hem yakıyor hem aydınlatıyor: Anıları, güzel olanları… Ben de geçici bir mutlulukla seyrediyorum olmuş olanları. Daha fazla anıyı hatırlamak, izlemek için bir kibrit de ben çakıyorum Kibritçi Kız misali; ama daha gerçek. Yanmaya razıyım, yeter ki aydınlansın kafam; yeter ki sönmesin görüntüsü geçmişin. Gülüşler, yaşanılası günler… Her kibrit çakışımda uyuşuyor zihnim ısıdan; fakat ben yılmıyorum. Yandıkça mutlu oluyorum; yandıkça, yansımaları görebilmenin hazzına gömülüyor, düşüyorum gerçeklikten. ‘’Ya kibrit biterse, ya sönerse bu ateş?’’ diye tedirgin oluyorum. ‘’Meğer beni kavuran şeyler mutlu ediyormuş beni’’ diye yanılıyorum. Ve bu yanılgıdan inanılmaz memnunum. Acı değil; melankoli hiç değil! Gerçekle düşün ilişkisini kıskanan geçmiş… Hem gerçek hem düş oluyor, yakıyor, yanıyor, kaybolmuyor. Kaybolmuyorum ne yazık ki! Biliyorum, hiç bir zaman da çaresi olmayacak kaybolmayışımın.

Nil Kızılırmak

BİR ÇİFT GÖZ


BİR ÇİFT GÖZ

Bir çift göz… Sana açtığında gözünü, gönlün şenlenir. Tutamazsın neşeni; havalanır, dans eder.

Bir çift göz… Baktığında masumca; için gider. O’nu dünyanın içine değil de, dünyayı onun içine sığdırasın gelir.

Bir çift göz… Üzüldüğünde; kendini paralamak, dünyaya kendi gözlerinle baktırmak istersin. Elinden bir şey gelmediğinde küçülür, kaybolursun gözbebeklerinde.

Bir çift göz… Battığında; sen de batarsın. Yavaş yavaş ölür gözlerin ondan önce. Toprakta atar kalbin! Solar!

Nil Kızılırmak

2 Ekim 2012 Salı

Ben Bir Sokak Köpeğiyim



Ben bir sokak köpeğiyim. Sadece bir köpek! Sokakta doğdum, bazıları gibi ''cins'' değildim. Hani o pet-shoplarda görüp bayıldığınız, ''Ne sevimli şey'' dediklerinizden olamadım hiç. Onlara gösterdiğiniz sevgi ve anlayışı hak edemedim hiç. Çünkü ben sokaktaydım, ben cins değildim, ben pis ve bakımsızdım.

Ben sadece bir köpeğim. Sokak köpeği!.. Sizlerin tehlikeli bulduklarınızdan, kuduz diye korktuklarınızdan; yanından geçerken çocuklarınızı kollarından çekip "Ay elleme o pis köpeği" dediklerinizden... Kendi korkularınızı herkeslere aşılayıp hedef gösterdiklerinizden... O korkularınız ki bizleri siyanürle zehirleten, pompalı tüfeklerle vurduran... O korkularınız ki bizleri tekmeleten, iten, kakan, demir sopalarla işkence eden... O korkularınız ki 5 yaşında çocuğu bile bize taşla saldırtan... O korkularınız ki 10 yaşındaki çocukların bizleri dövmesine sebep olan ve en acımasızı da siz insanoğlunun çocuklarının bundan zevk almasına, bununla eğlenmesine sebep olan... O çocuklar ki daha 10 yaşında; daha aşkı, sevgiyi, paylaşmayı öğrenmeden önce işkence etmeyi ve bundan zevk almayı öğrenen... O insanoğlu ki kendine hiçbir zararı olmayan hayvanı boynuna tel geçirip boğan...

Bazılarımız bugün pompalı tüfeklerden kurtulmuş, zehirden kurtulmuş, sözüm ona ''ölüm''den kurtulmuş, belediyelerin barınaklarında yaşıyor... Siz hiç ''ölüm'' kokusunu içinize çeke çeke yaşadınız mı? Siz hiç sürekli bağıran, can çekişen ırkınızla birlikte kendi dışkınızın içinde yaşadınız mı? Siz vücudunda kan kalmamış 2 aylık yavru bir köpeğin, damarı bulunamazken çıkarttığı insan yavrusu sesine benzeyen sesi duydunuz mu hiç? Siz hiç ağlaya ağlaya, bağırsaklarınız düğümlenmiş, vücudunuzun tamamını iltihap kaplamış bir şekilde can çekişerek öldünüz mü? Hiç sizi bir kafese kapattılar mı sizin gibi 15 tanesinin olduğu? Ve siz zayıf olduğunuz için bu kafeste saldırıya uğradınız mı, diğerleri tarafından parçalandınız mı? ''Bir tane eksilirse bize daha çok yemek kalır'' diye sizi parçalamaya kalktılar mı? Biri kolunuzda, biri bacağınızda, diğeri sırtınızda, diğeri boğazınızda, aynı anda 8-10 tanesi üzerinizde ve siz avaz avaz bağırırken insanların bile bir şey yapamadığı oldu mu? Ve siz bu parçalanma sırasında mücadeleyi bırakıp ''Tamam, artık öldüm'' dediniz mi?.. ''Artık öldüm'' diye kendinizi bırakıp, her biri vücudunuzdan bir ısırık alırken öylece yattınız mı? Üzerinizdeki bu lokmaları etinizden ayırabilmek için üzerinize soğuk su püskürttükleri ve sizin artık bunu bile hissetmediğiniz oldu mu? Sonra insanlar gelip sizi kanlar içinde, sırılsıklam dışarı çıkardıklarında, tedavi altına aldıklarında ''ölüm şokuna'' girip iyileşmek yerine öldünüz mü? Boynunuzdaki yaralardan yemek yiyemezken sizi şırıngalarla besleyip yaşatmaya çalıştı mı birkaç iyi insan? Ya da siz bugün öldünüz ve yarın sahiplendiniz mi? O hiç gelmeyen sahipler 1 gün geç geldikleri için öldünüz mü? Hani birileri sizlerden bir şekilde haberdar olduklarında ''Köpeklerin hepsi sokak köpeği mi, cins köpek arıyorduk biz'' diye sordular mı?.. Daha ''golden retriever''i telâffuz edemeyen, ''Ben gold arıyordum aslında'' diyen, pet-shoplara para vermek istemeyen ama illa ki cins köpek isteyenler sizi beğenmediği için hiç öldünüz mü?

Siz apartmanda istemiyorlar diye sahibinin getirip barınağa bıraktığı bir köpek gördünüz mü hiç? Sahibi hasbel kaza ziyarete geldiğinde onu sonsuz bir sevgi ve ilgiyle karşılayan, asla bu hapishaneye neden terk edildiğini sorgulamayan bir köpek?..

Siz sahipleri onu terk ettiği için hayata küsüp yemek yemeği reddeden, kendini kafesin köşesine yapıştırıp kimseleri yanına yaklaştırmayan, İNTİHAR eden köpek gördünüz mü?

Bu mektup bitmez... Siz de zaten tüm bunları görmeden, bunlar yokmuş gibi yaşarsınız...

Ben bir sokak köpeğiyim... Her türlü işkenceyi, sevgisizliği ve acıyı hak eden bir sokak hayvanıyım... Yavaş yavaş ölüyorum, bağırsak parazitleri kanımı emiyor, hava soğuk, üzerime yağmur yağıyor, kar yağıyor geceleri...

Ben bir sokak köpeğiyim... Tek istediğim bir parça sevgi idi...

(alıntıdır)

31 Ağustos 2012 Cuma

NERDEN NEREYE GİDER BU YAZI



İki arada bir derede kalmak mı? Keşke durduğum yer öyle bir dere kenarı olsaydı. Şimdilerde iki arada bir uçurumdayım. Dere akar gider ama uçurum bir yere gitmez. SON'dur, NET olandır, hatta olmaması gereken! Şimdi ne mi yapayım? Hani insan ancak uçurumun kenarında kanatlanırmış; yok öyle bir şey.Benim durduğum rüzgarsız, kuru, duru bir uçurum çünkü.Önce cazip gelir, durur otururum bu uçuruma.Sonra kaybedeceklerimle kazanacaklarımı ödeştiririm sıfıra varmak için.Yani şimdiye dek öyle yapardım; ama şimdi yara almış bir geminin kaçınılmaz sonundayım. Yapacak iki şey var yine; ya gemiyi terk etmek, ya da öylece durup batana kadar gemide güvenle, umutla, avuntuyla beklemek; belki filikaları kaçırmazlar bu defa diyerek.Oysa şimdi atlayıp gemiden kendini sahile vurmak var.Lakin ne gücüm ne sabrım yetmez buna.E, gemide bekleyip hem geminin hem kendi batışımızı izlemeye de yetecek tahamülüm ve cesaretim de yok! Zaten gemileri de sevmem ben; yelkenli yelkensiz hiç fark etmez başımı döndürür hep. Yaklaşmam, uzaktan izlemek keyif verir de yaşamak istemem hiç! Ama her seferinde de bir güvertede hayal kırıklarıma olta atarken yakalrım kendimi. Ve her seferinde, dünyada, neden her durumda üçüncü bir alternatifin olmadığına kızarım. Neden her iki ucu sivri olur ki bıçaklarımın derim hep. Hangisi daha az yaralar, hangi durum daha az... Ki zaten bir ucunda denendikten sonra diğer duruma yaralı ve bir sıfır yenik başlarsın. Ve o zaman anlarım ki daha başlarken sola bir sıfır atmayı hep unuturum!
nil kızılırmak

1 Ağustos 2012 Çarşamba

YOL NEREYE GİTMEZ

BAZEN SON DURAK NERESİ MERAK ETMEDEN GİTMEK İSTERSİN; MAKSAT YOLU TÜKETMEK DİYE KENDİNİ KANDIRMALARA GİRERSİN.ASIL MERAK ETTİĞİN YOLUN DEĞİL, KENDİ AKLININ SONUDUR.NERELERDEN GEÇİP, NERELERE VARDIĞIDIR FİKİRLERİNİN. NELERLE KARŞILAŞIP, HANGİ YOLLARDAN DÖNDÜĞÜNDÜR ASIL OLAN..BAZEN TABELANIN YANLIŞ OLDUĞUNU BİLE ANLAYA O YOLA GİRERSİN.VE SONUNDA SANILANIN AKSİNE PİŞMAN OLMAZSIN.BIRAKMIŞSINDIR ÇÜNKÜ DUYGULARINI HER HANGİ BİR YOL KENARINDA; DAHA DA HAFİF DEVAM ETMEK İÇİN YOLA. SONRA YOL GİDER SEN KALIRSIN.PATİNAJ ÇEKER DURURSUN SONRA BU DURUMA DA REZİLLİK VE YORGUNLUK İÇİNDE ALIŞIR DEVAM EDERSİN, BEKLEMEKTEN İYİDİR DİYE. VE SONUNDA ŞAİRİN DEDİĞİNE GELİR DURURSUN:''YOL BİR YERE GİTMEZ, O BİR DURMA BİÇİMİDİR''
NİL KIZILIRMAK